Müslüman olarak doğdum! Rabbim imanla al canımı

• 18/4/2007 - İLK ETKİ SONRASI SİZDE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ NEDİR ACABA?

           

                         AHİRET

 

Bu garip dünyada ben yadırgadım yerimi...

Yıllardan sonra bir gün, görüp çektiklerimi,
Tanrım bir meleğine emredecek: "Yetişir!"

 

Gözlerimi o saat sessiz kapayacağım.

Beni bekleyedursun bir köşede yatağım;
Bütün yorgunluğumu alacak bir teneşir.

 

Bir yükü atmış gibi içimde bir hafiflik,

Oraya geçmek için aşacağım bir eşik,
Bir lâhza tutacağım bana uzanan eli.

 

Bir el gözlerimdeki perdeyi sıyıracak.

Onları bulacağım... Ve annem şaşıracak:.
"Oğlum! Ne kadar da büyümüş ben görmeyeli."

 

                                               Ziya Osman Saba

 

İLK ETKİ SONRASI SİZDE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ NEDİR ACABA?

 

SİZDE UYANDIRDIKLARI (7) :: BOŞVERME -YAZ ! ::

• 3/4/2007 - MÜSLÜMANLIK VE BİZ

Biz değilmiyiz yeryüzünde Allah ın halifesi
Biz değilmiyiz yüklenen; dağların bile korktuğu emaneti
Biz niye geldik dünyaya?
En güzel biçimde bizi yaratan Rabbimizin, bizi imtihan için gönderdiğini biliriz.
Yani bildiğimizi sanırız?
Ne demek bildiğini sanmak!
Eğer biz bilseydik, bildiğimiz o şeyin idrakini yapar, o biçimde yaşardık.


Ama insan ne zalimdir ki düşünmez düşünmek işine gelmez.
Bakıyoruz ki insanlar sapmış, saptırılmış o kendilerine nimet verilenlerin yolundan.
Sorarsanız....Siz ne zaman diye. İnşallah derler...Olmasa bile kalbim temiz derler.
Kalp temizliğinden bahseder kirli insanlar
Veyahut gülerler, öyleya onlar nerde Allah ı zikretmek nerde

Bunları yazıyorsun ey ibadetlerinde huşu bulamayan
Allahın korusun belkide riya eden nefsim
Sen kim, müslümanlık kim!
Herkes saygı duyarken sana gururlanırsın sen.
Kibir sende, gurur sende, riya sende.
Sen nerde müslümanlık nerde.

Hani insan sevgisi, sorarım ey nefsim nerde?
Seviyorum dersin kul hakkın yersin.
Seviyorum dersin kardeşini düşünmezsin,
Seviyorum dersin kin güdersin
Dedikodu edersin!
Kötü söylersin!
Bilirsin sen yaptığın her işi
Ama işine gelmez
Tamam bilmezsim!

Tertemiz pak görürsün
Yazarsın ondan sonra müslüman olmanın şuurlu olmanın gerekliliğinden
İnsanlara anlatırsın mutlu olmanın huzurlu olmanın Rabbin emirlerine riayet etmekle olacağına
Sor nefsine ne kadar riayet ediyor emirlere
Bir mahkeme kur kendinde.Dava et kendini
Bilirsin ey ademi-zalim işlediğin günahları
Sonra al eline kutsal kitabı
Oku Rahman ve Rahim olan Allahı
Koy terazinin bir kefesine kendini diğer kefesine İslamı
Ondan sonra söyle
Suçsuzum ben de
Yolum İslam de
çünkü ben;Müslümanım de
Öpeyim o zaman ayaklarından gel kardeşim gel

Bana da anlat
Anlat bana bu asi nefis nasıl düzelir
Anlat kardeşim çabuk yoksa o beni düzeltir
Benki nefis önünde savrulan bir yaprağım
Anlat kardeş anlat ben utanıyorum
Anlat bana esas beni benliğimi
Ben olmanın bilincini ki anlayayım
Anlat kardeş anlat yoksa ben, ben olmayacağım

Görürsün herşey karışmış bende
Bazen derim inşallah Yarab bende
Bende ki ben ben olayım
Etkilemesin vesveseler nefsim beni
Ne olur rahat bırakın
Kendi kendime bırakın beni
Ne para isterim ne pul o yeter bana
Ey nefsim O, insana her şey anlasana
Bırak tağuti hükümlerle yaşayışlarla yaşamayı
Kalk!Sen halifesin
Bu sahte yollarda hayvanlaşmayı

SİZDE UYANDIRDIKLARI (3) :: BOŞVERME -YAZ ! ::

• 28/10/2006 - Diyanet Fitresi ve Fitnesi

Diyanet Fitresi ve Fitnesi

“Sonra da seni din işi konusunda açık bir yola koyduk. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.” (Casiye 18)

“Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzab 36)
  ayetleri gibi birçok mübarek ayetlere iman etmiş biri olarak biliyoruz ki hayatı, ahkâmı bölümlere parçalara ayırarak özel kurumlara tahsis etmek İslam hukukunda olmayan bir şeydir.  

Ancak “kitabın bir bölümünü kabul bir bölümünü inkâr” tarzında dinin bir kısmını işleve sokup bir kısmının işlevsiz kalmasına yardımcı olmak ya da göz yummak için var edilen Diyanet bu yılda Fitre miktarını resmi olarak açıkladı. Fitre miktarı asgari 4,5 YTL olarak ilan edildi. Evet, bu miktar gerek fıkhi gerekse örfi olarak meşru bir asgari miktardır. Çünkü fitre miktarındaki maksat; bir kişinin iki öğün karnını doyurabilmesidir. Ahlaken ve takvaen akl-ı selim bir mü’min’e fitre verirken kendi hayat standartlarını gözetmesi tavsiye edilir. Zira kendi hayat standartlarında iki öğün yemeğini ortalama 10 YTL sarf ederek karşılayan birinin 4,5 YTL üzerinden vermesi fıkhen meşru ise de, yaratılış ve varlık sadakası olarak belirlenen fitrenin reel ölçülerde verilmesi ruh yüceliğine dalalettir.

Evet, bütün bunların Diyanet ile alakası nedir? Alakası şudur: Diyanetten gelen açıklamalar fetvalar arşiv gözetilerek gözden geçirilirse görülecektir ki; halkın yararına gibi gözüken birçok fetva ve açıklamanın aslında Allah-u Teâla’nın insanoğluna bağışladığı temel hak ve özgürlüklerle alakasının olmadığıdır. Halk adına varmış gibi gözüken ama mazlum halkın mağduriyetini görmezden gelip fetvada sermayenin ve rejimin menfaatlerini gözetici bir tutum sergilediği usullü bir tahkikle ortaya çıkacaktır. Bu minvalde diyanetin açıkladığı asgari fitre miktarından yola çıkarak asgari bir geçim standardı belirlersek söylemek istediğimiz daha net anlaşılacaktır. Asgari fitre 4,5 YTL olarak açıklandı. Bu rakamda fıkhi ve örfi bir sorun olmadığını yazımızın başında ifade etmiştik. Sorun diğer cihette. Şöyle ki; bu 4,5 YTL rakamına göre bir kişinin asgari gıda rakamı aylık 135 YTL, geçim standartlarında farz edilen rakama göre dört kişilik bir ailenin aylık asgari gıda gideri: 540 YTL’dir. Bu ailenin kira, elektrik, su, yakıt, giyim kuşam v.s gibi giderleri de hesap edilirse rakam en az 1000 YTL’yi bulacaktır. Sözde din kurumu(!) olarak var olan Diyanet fitre açıklamasını yapmakla hal diliyle T.C.’nin asgari ücret miktarının bir zulüm olduğunu ifade etmiş olsa da lisanen böyle bir şeyi açıklayamayacaktır. Çünkü Diyanet sermayeden ve rejimden yanadır. Mağdur ve mazlum halkı gözetecek bir yiğit açıklama yapmak Diyanet kurumunun genlerine aykırıdır.

Kürsülerden elektrik çalmanın haram olduğunu, yetim hakkı olduğunu haykıranlar sermaye ve rejimi arkalarına almış olmaklığın verdiği rahatlıkla fırtına estirir. Ancak fitre miktarına göre bile asgari standardı yakalayamamış halka dünyanın en pahalı elektriğini satmanın fahiş fiyat olduğunu, maliyeti birbirinden kat kat fazla miktarla bu halka elektrik satılmasının yetimin hakkının daha eline düşmeden gasp edilmek olduğunu söylemezler. Tıpkı Bosna zulmünde verilen fetva gibi. Fetva şuydu; “Sırpların tecavüzünden hamile kalan kadınlar karınlarındaki bebekleri doğurabilirler kürtaja gerek yoktur!” maalesef trajikomik bir hal. Tecavüze engel olucu bir yiğitlik yerine sözde engin bir şefkat abideleri.

Biz bu kurumdan yiğitlik beklediğimiz için yazmıyoruz bunları. Sadece anlaşılması için yazdık. Çünkü bizim yiğitlerimiz bize yeter evelallah! Halkı adına, halkının emeği ve alın teri adına ömrünü vakfetmiş Peygamber(s.a.v)’in yiğit sahabesi Hz. Ebu Zerr Gıffari(r.a)’ın dediği gibi; “fakirlik bir kapıdan girdimi din öbür kapıdan çıkar”. Halkı fakirleştirerek sermayeye kul edenler ve bu fitneye çanak tutanlar bilsin ki dinin kapıdan çıkıp gitmesinden mesuldür. Bir kişinin hidayetine vesile olmak ne kadar faziletli ise bir kişinin dininden fakirlik yüzünden tavizler vermesine de vesile olmak en az o kadar alçakçadır. Ve bunun mesuliyetini acaba hangi terazi tartar?

Son olarak zekât, fitre, sadaka gibi ulvi değerleri olan iktisadi ağırlıklı ameliyeler fitnenin önünü alabilecek ilahi sebeplerden biridir.  Fitreyi bilip fitneyi göremeyenler ve görmezden gelenler bu sorumsuzluğun fidyesini her geç ödeyeceklerdir.

www.kudusyolu.com

SİZDE UYANDIRDIKLARI (1) :: BOŞVERME -YAZ ! ::

• 4/10/2006 - sonuçta dönüştürülüyoruz

Mustafa SEYİR


Dönüşenler

  Ak Parti hükümeti iktidara gelirken her politikacı gibi vaadler savurdu seçmen adaylarına.Hatırlayın Tayyip Erdoğan’ın şiir ve cezaevi maceralarını.Veya hiç hatırlamayın daha iyi.Başörtüsü meselesini toplantılarda nasılda ısıtıp “biz bu işi çözeceğiz” diye oy dileniyorlardı.Beş yıl oldu hala bir değişiklik yok.Olacağada benzemiyor zaten.Şahsen ben bir değişiklik olacağına hiçbir zaman inanmadım.

 

Geçenlerde Tayip Erdoğan  başörtüsü konusunda ''toplumsal mutabakat'' olduğunu, ancak ''kurumlar arası mutabakatın'' istenilen ölçüde oluşmadığını ve sabırlı olunması gerektiğini kaydetti.

 

Şu toplumsal mutabakat nasıl bir şeyse artık gına geldi.Birde kurumlar arası çıktı. Bir sonrası herhalde AB ülkeleri arasında mutabakat olur zannımca.Gidişat öyle gibi

Yıllardan beri Türkiye’deki Müslümanlar siyasilere bağırıp çağırırlar “başörtüsüne özgürlük” “halk sizi affetmeyecek” diye. Değişen bir şey yok.Seçim zamanı akıllı siyasiler çıkar ve yine aynı kelimelerle halktan oy alır ve yeniden iktidara.Halkımız çok sabırlı ve affedicidir doğrusu!

 

İşin garip tarafı bu başörtüsünden başka bir sorun yokmu.Faraza başörtüsü serbest oldu ve kızlarımız okulda başörtüsü örtmeye başladılar. Ondan sonra sırada ne var sizce. Başını örten birisi demekki Müslüman biri. O zaman namazda kılmak ister değilmi. Alsana bir sorun daha.Ders saatlerini nasıl ayarlayacağız.Laikliklerine  aykırı olur bu. Bu namaz olayı başörtüsünden daha tehlikeli rejim için.Çünkü doğru namaz sahibini kötülüklerden alıkoyar.Buda rejimin işine gelmez.

 

Sonra ergenlik yaşına gelmiş kızlar erkeklerle bir arada yan yana oturamaz.İslam’a göre bu uygun değil.Ama ilk söyleyecekleri “Şeriat Devleti” mi burası.Koparılan kıyameti duyar gibi oluyorum.Bu ve daha bir çok konu.Şimdilik hiç birinin adını anmıyoruz.Çünkü daha diğerini çözemedik.Acaba örtüden sonra bunlarda gündeme gelecekmi.Kim bilir,belki bizler şahit olamayız ama.

 

Bu sorunların her birinide başörtüsü gibi yıllarca süründüreceksek yandı gülüm keten helva.

 

 Başörtüsü sorunu bir gün gelir çözülür ama o zamana kadar başörtüsü takmak isteyen kızlarımız kalırsa.Eğitim sisteminde çoçukların dönüştürme işlemi çok hızlı.Hangi hükümet iktidara gelirse gelsin eğitim sisteminden Müslüman’ların lehine olacak  en ufak bir taviz vermiyor.

 

Dışarıda başörtüsü takan kız öğrencilerin  çoğunun etekleri diz üstünde veya dar kot pantolonla geziyor.Çünkü laik sistemin içerisinde başörtüsüne özgürlük söylemi insanları sıktı.Olaya çoğu Müslüman ise, insan hakları,evrensel değerler,hümanizm gibi kavramlarla yaklaşmaya başladı.İslami bir mesele olduğu herhalde unutuldu.Bunun Allah’ın bir emri olduğu hakkında Kuran’dan bir Ayet ile delil getirmek bile istemiyorlar.

 

Bence bu sorunu çözmenin tek yolu, İslam’ı parça olarak değilde bir bütün olarak ele almaktan geçiyor.Yani bu laik sistemden Din’i yaşantı adına ne koparırsak kar mantığı ile bir yerlere varamayız.Koparacağımız küçük parçalarla sevinmek yersiz.Belki sistem buna izinde verir.Çünkü bu şekilde bazı tavizler vermesi sisteminin ömrünü uzatır.

 

Menderes dönemindeki İslami iyileştirmeler ve ezanın yeniden Arapça olarak okunması iyi bir örnek olur kanımca.Türkçe ezandan Arapça ezana geçişte insanlar İslam’ın yeniden özgürleştiği inancına sahip oldular.Ama Arapça okunan ezandan sonra camiye gelen halkı, laik devlete bağlı, baskıcı zihniyetin yönlendirdiği imamlar beklemekteydi.Halk evleri ve okullar beklemekteydi. Ve dönüşüm süreci.

 

Ne demişler; Ağuyu altın tas içre sunarlar,balda onun suç ortağı.

 

Menderes de sonuçta laik sistemi benimseyen bir liderdi.Aslında oda bir zamanlar irticayı falan diline dolamıştı ama ezan olayı onu halk arasında “İslam kahramanı” yaptı.Menderes’i idam ettiler ama Menderes hikayeleri bitmedi….

 

Ak Parti hükümetinden hala bir şeyler bekleyen insanlar varsa onlarada derimki, Ak Parti sizden önce dönüşüme uğradı. Artık Laik sisteme adapte oldu.Yapsa yapsa sistemin içerisinde Müslüman’lar adına küçük bazı iyileştirmeler yapar.Başka değil. Bunun aksi olsa bu kadar iktidarda kalamaz ve hocası Erbakan gibi birileri tarafından tahttan indirilirdi. Bunu anlayamayacak kadar saf Müslüman’lar varsa bilsinler ki kendileride “dönüştürülmüşler” sınıfındandırlar.

tevhid haber

 

SİZDE UYANDIRDIKLARI (3) :: BOŞVERME -YAZ ! ::

• 29/9/2006 - empati ile yaşamak

EMPATİ ileYAŞAMAK

 

"Onda gördüm ben kendimi…
Kimsesizken çaresiz duygularla,
Bir ümit oldu yorgun yüreğime.
Onunla bir olup onunla yürüdüm.

Yürüdükçe geliştim,
Geliştikçe gençleştim.
Ve ben,
Onda buldum kendimi…"

Doğumumuzla başlayan gelişim ve öğrenim sürecimiz yaşamımızın son anına kadar devam eder. Önce anne–babamız ve aile çevremizle olan gelişim yolculuğumuzda zaman ilerledikçe etkilendiğimiz kişiler de değişmektedir. Kendi kişisel özelliklerimize, duygularımıza, bakış açımıza, yaşantımıza, görüş ve düşüncelerimize uygun birilerini bulmak güç iştir; ama özlem duyarak aradığımız da, tam böyle bir şeydir.
Gün gelir kendimizi o kadar çaresiz hissederiz ki, sanki dünya üzerimize gelmektedir. Hiçbir şey istediğimiz gibi değildir. Hoşnutsuzluk alabildiğinedir ve anlamsızdır tüm yaşanılanlar. Dertlerimizi kimseye anlatamamanın verdiği eziklikle, anlaşılamama korkusu sarar her bir zerremizi. Yorgun yüreğimize bir yol arkadaşı bulmak isteriz. Cana can katan bir dost ararız; lakin bulamayacağımızı düşünerek aramaya cesaret edemeyiz. Bu gidişe "dur!" diyebilecek mecalimiz de kalmamıştır. Son bir ümitle kaldırırız başımızı ve dalgın bakışlarımızla, yorgun yüreğimizle, çaresiz duygularımızla "gel artık!" deriz, "gel geleceksen…"
Gelmesini istediğimizin kim ya da nasıl bir şey olduğuna dair fazla bir şey düşünmeyiz o anda. Beden–i hâlimizden anlaşılır zaten neye ihtiyaç duyduğumuz.
Ve gelir gelmesi gereken. Tüm ihtişamıyla gelir ve götürür bizi gittiği yere. Sormayız nereye gidiyoruz diye. Sadece gideriz, onunla bir olup onunla yürürüz ve kendimizi onda buluruz. Yürüdükçe gelişir, geliştikçe gençleşiriz.
Aradığımız şey empatidir. Doğumumuzla başlayıp ölümümüzle biten bir arayıştır bu. Yaşamımızın her anında ihtiyaç duyduğumuz ve olmazsa olmazımızdır bu duygu.
 

EMPATİ BİR YAŞAMA
SANATIDIR
Nasrettin Hoca eşeğinden düşer ve acıyla kıvranır. Başına toplananlar:
"Hemen bir doktor çağırın…" diye bağrışırken, Hoca "Bana doktor değil, eşekten düşmüş birini bulun…" der.
Nasrettin Hoca bu davranışı ile eşekten düşenin çektiği acıyı ve yaşadığı duyguyu gerçek anlamda sadece eşekten düşen birinin anlayabileceğini çok açık bir şekilde ifade etmektedir.
Empati kurabilmek için illa da karşımızdaki insanın karşılaştığı olayı yaşamak zorunda değiliz elbet. Onun yaşadığı olayda kendimizi görebiliyorsak eğer, kendimizi onun yerine koyup, onunla aynı duyguları yaşayıp, onun bakış açısından bakabiliyorsak olaya ve bunu ona iletebiliyorsak, empati kurmuşuz demektir. Bu nedenle empatik iletişimde aslolan, olayları yaşamak değil, doğru olarak anlamaktır.
Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile, eğer anladığımızı ona ifade edemiyorsak veya yanlış ifade ediyorsak, empati kurmuş sayılmayız.
Yine empati kurarken kişinin sadece sözlü tepkilerine değil, ses tonuna, konuşma temposuna, jest ve mimiklerine, hatta duruşuna bile dikkat etmek gerekir. Empati kurarken nesnelliği kaybetmemek, karşımızdaki kişinin korku, kaygı, neşe ve öfke gibi duygularıyla bunalmamak gerekir. Yani karşımızdaki kişiyle özdeşim kurmamalı ya da ona sempati duymamalıyız.
Empatik anlayış insanları birbirlerine yaklaştırma, iletişimi kolaylaştırma özelliğine sahiptir. İnsanlar, kendileriyle empati kurulduğunda başkaları tarafından anlaşıldıklarını ve kendilerine önem verildiğini hissederler. Bu da insanları rahatlatır.
Empati deyince bana göre ilk akla gelen:
"Bakabilme ve görebilme sanatıdır." Kısaca ifade ettiğimiz empati kelimesi, kendini başkasının yerine koyabilme, onu anlayabilme işidir. Günümüz insanları teknoloji ve bilim çağının ağına takılarak iletişimde durağanlık, kopukluk yaşamakta ve dolayısıyla insanî ilişkiler zayıflamakta, insanlar birbirlerine uzak, yabancı, birbirini anlamayan ve nihayetinde kendilerine sevgisiz, saygısız, hoşgörüsüz bir dünya oluşturmaktadır.
 

EMPATİ YAŞAM İLE İÇ İÇEDİR
Empati kurmayı sadece insanlar arasındaki iletişim ve etkileşim olarak değil de, bir yaşam tarzı olarak değerlendirdiğimizde ise, kâinatın her zerresinde empatik bir insan göreceğiz. Doğadan hayvanlara, atmosferden uzaya kadar her alanda empatik düşünen insan, en küçük bir canlıyı bile incitmemesi gerektiğini anlar. Doğayı, atmosferi ve uzayı bilinçsiz bir şekilde kirletmez. Yaratılan her şeyi sever, yaratandan ötürü.
Yakın çevremizden uzağımıza doğru yaşadığımız toplumun ne kadar empatik bir yapıya sahip olduğunu şöyle bir değerlendirelim isterseniz:
Yolda yürüyoruz… İnsanlarla, toplum ile iç içeyiz. Karşımızdan gelen orta yaşlarda bir insan, ağız dolusu tükürüyor yola… O tabloyu gözlerinizde canlandırın lütfen. Neler hissediyorsunuz?
Yürümeye devam ediyoruz. Arkamızdan bizi takip ediyormuş gibi gelen iki delikanlı, yüksek sesle küfürlü bir şekilde konuşuyorlar, alabildiğine…
Sonra dinlenmek için bir parkta duruyoruz. Yeşilin mavi ile birleştiği ağaçlara bakarken birden gözümüze bir şey takılıyor:
"Seni çok seviyorum" yazıyor ağacın gövdesinde ve altına da yazıyı yazanın ismi ile sevgilisi kalp içerisine kazınmış.
İşte bizim empati seviyemiz bu, örnekleri çoğaltmaya gerek yok.
Durumumuz bu kadar içler acısı değil diyeceğim; ama diyemiyorum. Çünkü günümüzde bir başkalarını düşünerek atılan bir adım, yapılan bir uğraş yok. Herkesin birilerine hizmet ettiği ve o birilerinin de kendi menfaatleri için yapamayacakları hiçbir şey olmayan bir dünyada yaşıyoruz ve bu dünyada tüm insanların gözü önünde savaşlar oluyor, masum çocuklar can veriyor, güçlü olanlar ya da kendilerini güçlü zannedenler her fırsatta zayıfları eziyor, yok ediyorlar. Bu insanlarda empatik yaşam tarzı aradığımdan değil elbet; çünkü empatik düşünmenin zerresi yok bunlarda...
Dünyanın genel hâlinden ülkemize baktığımızda ise, halkının dilinden anlamayan, yaşam tarzlarını, görüş, düşünce ve inançlarını hiçe sayarak "Halka rağmen, halk için" anlayışına sahip yöneticiler görüyoruz. Danıştayımızdan Anayasa Mahkememize, yasamamızdan yürütmemize, YÖK'ümüzden rektörlerimize ve profesörlerimize kadar kendi halkından kopuk bir yaşam tarzı var. Buna bir de herhangi bir televizyon kanalının herhangi bir programını eklediğimizde göreceğiz ki, medya da kendi toplumunun duygularını, düşüncelerini ve bakış açılarını doğru olarak anlamıyor ve anlayamadığı için de ifade edemiyor. Yani empatik beceriden yoksun muazzam bir kitle…
Ülkemizdeki genel tablonun kendini başkalarının yerine koyma değil, kendi duygu ve düşüncelerini başkalarına baskı ve zorla kabul ettirme olduğu herhalde hepimizin malumudur. Alınan bir kararın, yapılan bir değişikliğin toplumun gündemine oturması ve uzun yıllar tartışılması bu nedenledir.
Yukarıda sözü geçenlere ilave olarak "keşke!" diyerek başlayan bir empati muhasebesi yaptığımızda: Öğretmen, kendini öğrencisinin yerine koysa; doktor, kendini hastasının yerine koysa; komutan, kendini askerin yerine koysa; patron, kendini işçisinin yerine koysa; anne ya da baba, kendini evladının yerine koysa; erkek, kendini kadının yerine koysa veya kadın, kendini erkeğin yerine koysa; özgür olan, kendini hükümlünün yerine koysa; para kazanabilen biri, kendini işsiz arkadaşının yerine koysa… Kısacası empatik beceri her insanda olsa keşke…
 

O HALDE EMPATİ BECERİMİZİ NASIL
GELİŞTİRECEĞİZ?
"Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi, sen de başkasına yapma!" diye öğütleyen Peygamber Efendimizin bu güzel sözü başlı başına bir empati geliştirme tekniği olarak kullanılabilir.
Her insan kendinden yola çıkarak bunu yapsa ve kendisine yapıldığında rahatsızlık duyabileceği herhangi bir şeyi kendisi de başkasına yapmamak için çaba saffetse, ilişkilerimiz daha anlamlı olur. Eleştirilmekten hoşlanmayan birinin, karşısındakini eleştirmeden dinlemesi gibi… Bu şekilde düşünen bir insan, kendini onun yerine koyarak, anlayarak dinleyecektir ki, bu empatinin en önemli basamağıdır. Bu şekilde empatik dinlemeyi bilen ve uygulayan birisi, karşısındaki ile iletişim kurarken basit hatalara düşmeyecek, karşısındaki kişiyi eleştirmeyecek, yargılamayacak, sadece anlayacaktır.
Bireyleri en çok tedirgin eden şeylerden biri, başkaları tarafından eleştirilmektir. Empatik dinlemede birey karşısındakini ne över, ne yargılar ne de suçlar. Sadece onu anlamaya odaklanır. Onun bakış açısını görmeye, onun duygularını anlamaya çalışır. Bu anlayış insanların birbirlerine yaklaşmasını ve aralarında gerçeğe dayanan sevginin gelişmesini sağlar.
Bunun dışında empati becerimizi geliştirmek istiyorsak eğer, başkalarının duygularını anlamak ve onlara cevap verebilmek için önce diğerlerini değil; kendimizi tanımamız, kendi duygularımızı anlamamız gerekiyor.
"Empati kuramamayı bir iletişim eksikliği olarak görürsek, bu durum en çok eşler arasında, aile içinde, çocuklar ile ebeveynleri arasında ve ast–üst ilişkilerinde kendini göstermektedir.

EŞLER ARASINDA EMPATİ
Eşler arasında empatik bir iletişimin olması için bana göre ilk olarak, aralarında yoğun bir sevgi bağının olması gerekir. Sevgiden yoksun olan eşlerden birbirlerini anlamalarını, onun bakış açısından olaylara bakmayı, saygı duymayı, değer vermeyi ve onun anlayacağı bir dilden iletişim kurmayı bekleyemeyiz.
Sevmekten ve sevilmekten yoksun olan eşler sadece empatik becerilerini değil; birliktelik ve yaşam coşkularını da kaybederler. Sevgisiz, aşksız, duygusuz bir cinsel hayatları olur. Eşler arasındaki bu tür birliktelikler sonucu dünyaya gelen çocuklar ise, ya duygusal, ya zihinsel, ya da bedensel özürlü olarak hayatlarını sürdüreceklerdir. Son yıllarda bu tür özürlerle dünyaya gelen bebeklerin sayılarındaki artışın nedenini, sanırım şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur.
Bireyin kişisel yaşamıyla bütünleşmeyen, sadece haz uğruna yaşanan bir cinsel yaşam sürme eğilimi, eşler arasında da ciddi sarsıntılara, boşluklara ve anlamsızlıklara neden olmaktadır. Evliliği sadece cinselliğe indirgeyen, sevgiye inanmayan; paylaşmayı, yardımlaşmayı, karşılıklı hoşgörü ve anlayışı umursamayan eşlerden empatik beceriler beklemek boşunadır.
Modernizmin getirdiği yoğun hayat temposu ile artan stres, sıkıntı, bunalım ve depresyonlar karşısında sarsılmayan bir aile ve birliktelik, eşler arasındaki empatik becerinin gelişmişliği ile çok yakından ilgilidir. O nedenle eşler arasında karşılıklı anlayış, hoşgörü ve muhabbet; sevgi ile bütünleştiğinde, kişi kendisini olumlu ve olumsuz her durumda karşısındakinin yerine koyacak, onun duygularını anlayacak, onun bakış açısından bakacak ve empatik bir iletişim gerçekleşecektir.

AİLE İÇERİSİNDE EMPATİ
Aile içindeki bireylerin duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmeleri ile ailenin sağlıklı fonksiyonları arasında çok büyük bir bağ vardır. Aileyi oluşturan bireyler, duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade edemedikleri ve herkesin kendi dünyasında yaşadığı bir aile yapısında zamanla depresyon, endişe, huzursuzluklar, suçluluk ve düşmanlık gibi duygulara sahip olurlar.
Sınırları açık ve herkesin kendini rahatça ifade edebildiği ailelerde ise bunun tam tersi olarak; iyi niyet, karşılıklı anlayış, işbirliği, ortak düşünceler, birbiri için fedakârlık, birbirine karşı samimiyet ve sevgi, geleceğe güven ile bakma gibi duygular gelişecektir. Bunun sonucunda ise ailede her birey birbirlerinin duygu ve düşüncelerini paylaşarak çok hoş bir empati ortamı oluşacaklardır.
Ailedeki iletişim ve bununla beraber etkileşim, ailenin empatik becerilerini önemli ölçüde etkilemektedir. İletişimin olmadığı herhangi bir zaman yoktur. İki insan yan yana olduğunda, hiç konuşmamanın bile bir anlamı vardır. Yanlış iletişim ve etkileşim durumu veya yetersiz iletişim durumu ailelerdeki sorunlara yol açan nedenlerin başında gelir. Aile bireyleri birbirleri ile sözlü olarak ya da zaman zaman jest ve mimikler ile anlaşırlar. Bu durumdaki aksama, aileyi çok olumsuz etkiler.

AİLE İÇERİSİNDE EMPATİYİ
ENGELLEYEN FAKTÖRLER
Aileyi ve bireyleri ilgilendiren konular üzerinde, yüzeysel konuşma.
Aşırı soru sorma, yersiz şüphe ve tereddütler.
Yapay ilgi gösterme.
Konuşma ve izah etme olmadan karşı tarafın hareketlerini, düşüncelerini yorumlamaya ve tahmin etmeye çalışma.
Geçmişteki üzücü ve tatsız olayların sık sık gündeme getirilmesi.
Sorulan soruları cevapsız bırakma.
Bireylere söz ile baskı kurmaya çalışma.
Abartılı bir şekilde onaylama veya reddetme.
Sık sık öneride bulunma veya kişisel düşünceleri kabule zorlama.
Suçlama, eleştirme, olumsuz değerlendirmeler yapma.
Emir verme, tehdit etme.
Samimiyetten uzak kalma, yalan söyleme.
Alay etme, küçük düşürmeye çalışma, fikirlere değer vermeme.
Olayların olumsuz yönlerini görmeye çalışma.
Küçük hataları çok abartma.
Fedakârlığı devamlı karşı taraftan bekleme.
Ortak faaliyetlere gereken önemi vermeme.
Karşıdakine ifade etme imkânı tanımama.
Unutulmamalı ki yaşayan her fert; kendine özgü anlayışı, kişiliği, değer yapısı, entelektüel düzeyi, duygu ve düşünceleri, kimlik yapısı, yetişme tarzı, sosyokültürel statüsü ile yaşayan, hisseden, etkilenen biyopsikososyal bir bütündür. Bu durumda konuşulan her sözün, verilen her mesajın, her jest ve mimiğin iyi veya kötü manada karşıdaki kişide bir etki yaptığı kesindir. Aile üyeleri birbirlerinden aldıkları mesajlar ile kendilerini değerli veya değersiz, kendilerini güvende veya güvensiz hisseder. Bu durum onların psikososyal ve sosyokültürel konumlarını, işlevselliklerini ve ruhsal durumlarını etkiler.
 

AST–ÜST İLİŞKİSİNDE
EMPATİK BECERİ

Ast–üst ilişkisinde, üstün patronluk, liderlik, yönetici, idareci konumunun vermiş olduğu bir üst olma çizgisi, kendi alt basamağına zaman zaman içinde bulunulan durum ve konum itibariyle sorunlar oluşturmaktadır. Örneğin kaale almama, sorunları dinlememe, mesafe koyma, ast–üst ilişkisindeki kişilere konum itibari ile ne kadar seviye belirlese de, iletişimlerinde zararlar verebilmektedir. Bu nedenle yapılan işte verim düşüklüğü, isteksizlik, sıkıntılar oluşturmaktadır. Yönetici yani üst gurup, iletişimi sağlayamıyor ve kendini her zaman bir adım önde gördüğü için personeli ile empati kuramıyorsa, personelinin verimini ve motivasyonunu arttıramaz. Bu durumdan etkilenen ise, her iki taraf olur.
Personel gurubu kendini işine veremez, üstüne karşı devamlı içten pazarlıklar yaparak sadece mesainin ne zaman biteceğini hesaplar. İçsel öfke ve giderek artan öfkenin nefrete dönüşmesi, personelin işine özveri ve fedakârlık katmadan, sadece maddi tatminkârlığını düşünmesine sebep olur. Böyle bir durumda kişi zamanla psikolojik olarak da çöküntüye uğrar. Vicdanî muhasebeler insanı rahat bırakmaz ve gün gelir, bu çöküntüler kişiyi büyük bir bunalıma ve belki de intihara kadar sürükler.
İşveren de sadece kendi işini, hesaplarını, menfaatlerini ön sıraya koyduğu için, kendini personelinin yerine koymayıp onun bakış açısından bakmadığından yani empatik bir ortam oluşmadığından, her iki taraf da hem maddi hem de ruhsal kayıplar yaşayacaktır şüphesiz. İşte bu nedenle duyarlı bir iş ortamı için ast–üst ilişkilerinde empatik becerinin her iki tarafta da olması gerekmektedir.
Sonuç olarak empati, insanlarla olan ikili ilişkilerimizde başarıyı belirleyen ve sosyal ilişkilerimizi yönlendiren bir etmendir. Bunun yanı sıra insanın çevresiyle ve doğayla olan ilişkilerini belirleyen ve toplumumuzun dokusunu koruyan oldukça önemli ve gerekli bir beceridir.

 

ÇAĞLARI AŞIP GELEN BİR EMPATİK ANLAYIŞ ÖRNEĞİ

Hazreti Ömer zamanında bir şahıs, hanımının çok söylenmesi ve çekilmez bir hâl alması karşısında bunu Ömer'e şikâyet etmeye karar verir. Halifenin evine gelir. Kapıya yaklaşır ve içeriden çok sert, sinirli bir kadın sesi duyar. Bir müddet kapıda bekler, kadının susmadığını ve Halifenin onu dinlediğini anlayan adam geri dönmeye karar verir. Tam ayrılacağı zaman kapı açılır. Kapıyı açan Hazreti Ömer, sorar:
–Buyrun, bir şey mi söyleyecektiniz? der. Adam:
–Ya Ömer! Ben sana kendi hanımımı şikâyet etmeye gelmiştim. Baktım ki nice insanları karşısında dize getiren Hazreti Ömer bile hanımının karşısında susmayı tercih ediyor. Onun bütün sözlerini büyük bir sabırla dinliyor. Ben niye şikâyet edeyim, dedim ve geri dönmeye karar verdim, der.
Adamın bu sözlerini dinleyen Hazreti Ömer şu karşılığı verir:
–O benim evimin hanımıdır. Çocuklarımın annesidir. Evimin aşçısıdır, çamaşırcısıdır. Biraz fazla yorulmuş da bana çatmışsa, bundan ne çıkar! Elbette karşısında susmam gerek.
Oysa Hazreti Ömer kim bilir belki daha fazla yorulmuştu. Devlet işleri belki de onun sinirlerini alt üst etmişti. Fakat iki taraftan birisinin sukut etmesi gerekiyordu ve sarsılmayanın sarsılana yardım etmesi, onun duygularını anlaması ve onun penceresinden bakması gerekiyordu. Hazreti Ömer bunu yapmıştı.
Çağları aşıp gelen bir empatik anlayıştır bu. En küçük bir tartışmayı bile öylesine büyüterek soluğu boşanmak için mahkemede alanlara, sarsılmaz bir aile hayatının nasıl var olabileceğini gösteren muazzam bir tablodur bu.
Şimdilerde ise çağımızın getirdiği "evsizlikler" ve ailenin önemini yitirmesi sonucunda, kadınlarımız özgürlük ve bağımsızlık söylemleri adı altında yozlaşmış, dejenere olmuş ve kendi kimliklerini yitirmişlerdir. Evinin hanımı, çocuklarının anası olmak, modern kadın için ürkütücü hale gelmiştir. O da yetmezmiş gibi, çalışma ve iş hayatına atılıp istediği gibi yaşayabilmek ve kendince "özgür" olabilmek için, aileye verilen değer yok olmuştur. Anne işte, baba toplantıda ve çocuk kreştedir. Herkes kendi başının çaresine bakmalıdır modern hayatta…
Evlerimiz, ailelerimiz adeta birer örümcek evi gibi en küçük bir tehlikede yerle bir olur hale gelmiştir. Evliliği bir "Mahkûmiyet" olarak değerlendiren modernizm, maddeyi ve maddi ihtiyaçları yüceltirken; insanların manevî ihtiyaçlarına cevap veremeyerek aileye verilen değeri giderek yok etmiştir.

 

ÇOCUK-EBEVEYN İLİŞKİSİ

Nedense haklılığın derecesini her zaman kendimizde görmek isteriz. Biz doğru olanı yaptığımızı iddia ederken, bir başkasının doğru olduğunu iddia etmesine hiç tahammül edemeyiz. Oysaki tartışılan, göreceli olan ve eleştirel konularda tarafsız olmalıyız. Tüm aileleri hedef almak istemesem de birçok aile, çocuklarını dinlemekten uzak, ona söz hakkı tanımamakta, çocuğun fikirlerini ifade etmesini engellemekte, hata yapmasını kınamakta, kabullenememekte, baskıcı, devamlı eleştiren tavrıyla, çocukla ebeveyn arasında büyük bir duvar oluşturmaktadır.
Oysaki hiç kaybetmememiz gereken çocuk yanımız mutlaka olmalıdır. Çünkü çocuk ruhunu anlamalıyız, çocuk dili ile konuşmayı bilmeliyiz. Eğer çocuğumuza konuşma fırsatını vermiyorsak, çocuk sürekli susmayı tercih eder ve kim bilir bilinçli bir çocuklukla belki de ebeveyne ceza vermek için hep susmayı tercih eder ve bu durum çocukta psikolojik tahribatlar da yapabilir. İşte o zaman "benim çocuğum neden sessiz, niçin içe kapalı, niye diğerleri gibi değil, neden duygularını ifade edemiyor, niye ürkek, çekingen ve arkadaşı yok" gibi yakınmalarla karşılaşmak kaçınılmazdır.
Oysaki çocuğu bu duruma iten, bilinçsiz davranan anne babadır. Kendimizi çocuklarımızın yerine koyalım ve onların yaşam alanlarından, onların pencerelerinden bakalım olaylara. Hangi çocuk ister, konuşurken susturulmayı, azarlanmayı, sınırlandırılmayı… "Sus! Sen daha çocuksun, sana düşmez bu konuda konuşmak. Ben sana demedim mi büyüklerin yanında konuşmayacaksın diye!" Bu şekilde engellenen bir çocuk, bir dahaki sefere konuşma cesaretinden ne kadarını kaybeder, siz hesaplayın. Çocuklarımızı anlamak zor olmamalı! Ne istediğini ve ona nasıl davranmamız gerektiğini öğrenmeliyiz. Aslında empati kurmak zor değildir. Düşünsenize, bir zamanlar biz de yaşadıklarımızı koşup heyecanla annemize ya da babamıza anlatmıyor muyduk?

 

idris bilen

SİZDE UYANDIRDIKLARI (2) :: BOŞVERME -YAZ ! ::
............................................................................................. İNANDIKLARI GİBİ YAŞAMAYANLAR YAŞADIKLARI GİBİ İNANMAYA BAŞLARLAR

Bağlantılar

Ana Sayfa
Arşiv
e-posta

KARDEŞLERİME

KÜFRÜN HEPSİ TEK MİLLETTİR

İNANANLAR KARDEŞTİR

KARDEŞLERİM

nuveyba
birLahza
gulsima
erdemersin
zengenli
hurrem
aylin2
bedraka
hafis17
sudba
guzelmelek
NurulEnvar
fezawww
mucahid23
sahra1
1982fatma
shade
msaliheroglu
yagmuradogru
sufikalbi
ibnarabi
beyazleke
neslinursema3
hermevsimeylul
vuslatsevdasi
hilal17
Caferi
gulirana
sessizyusuf
dusbahcesi
1984nilufer
hayatguzeldir88
hasretim82
zelis
kevkeb41
hvvnr2000
ruhlargemisi
aslihanyildirim
dostlukrehberi
Dilefkar
01hediyemin
AyKizz
anlamsizfirtina
mondlicht
zahara
sevener
kalbinur
vuslatyolculugu
ezgiyildirim
birdirbir
dernekli
merzbanulafak
H2SO4
incimercan
raciegi
ayallahim
SILAYAR
kevserbanu
hkunlu
haykiris
Agnia
aisece
islamneguzel
ruzname
SahibiniArayanMektuplar
unsal1
sufihayat
AciHuzun
nuveyba17
unzilecekim
huznumsel
sifam
annelerimiz
derin
cile
uzlet
bahargunesi
YanikSevda
yesimece
gullerinefendisi
halime
takvadostlugu
uneshan
islamimucadele
candedim
gonulcedost
geceyetebessum
ozlem405
ulkuodabas
ifsa
calmevie
azra053
halecik33
kanatsizmelekk
GulSultan
caresizseniz
salatullah
nerdesinsevgili
eglenceveyasam
djazemimm87
beyzadem23
hayat212
zerirem
zengenli1
tutuklanandestanlar
mikaili
mecnun1965
Mansur
kemaliyemiz
dilsizmutercim
ApoPkkReis
asligibi
nureysa
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
Son Sayfa | Sonraki Sayfa
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
Son Sayfa | Sonraki Sayfa